'Öleceksin Siddhartha'...'Öleceğim'

Yine 2020 de okuduğum, konusu bakımından kendimize empoze edebileceğimiz düşünce yumağı gibi bir kitap. Yazarımız İsveç asıllı Alman bir yazardır. Edebiyata 25 yaşında ilk şiirini yazarak başlamış, sonrasında romanla devam etmiştir. Bunlardan en önemlileri Siddhartha ve 1946 da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığı Boncuk Oyunu adlı romanıdır. Yazarı araştırırken edindiğim bilgilere göre ailesinin baskıcı ve tutucu davranışlarına dayanamamış intihar girişiminde bulunmuştur. Bu sırada Jung'un öğrencisi olan Lang ile sıkı bir dostluk bağı kurmuş, Lang ile olan bu dostluğu onun ruh bilimine duyduğu ilgiyi ortaya çıkarmış, iç dünyasını da zenginleştirmiştir. Bu sayede insancıl düşünceleri, barışseverliği ve insan yaşamını etkileyen felsefeleri romanlarında hissedilir hale gelmiştir. Doğu Edebiyatı ve mistisizmine düşkünlüğü, bireysel bunalımların çözümünü Doğu Felsefesinde arayışı onu Budizm ve Zen budizm akımlarına yaklaştırmış, en çok okunan yazarlar arasına girmiştir. Gelelim Siddhartha romanına; kelime anlamı romanın konusuna uygun olduğunu düşündüğüm 'Aradığını bulan, amacına ulaşan' anlamlarına gelmektedir. Siddhartha'nın amacı Nirvana'ya ulaşmaktır. Buda gibi bir prens olan Siddhartha gerçek bilgiye ulaşmak için babasının uzun süreli direnişine aldırmayarak sarayını, gençliğini, ailesi dahil her şeyini geride bırakarak uzun bir yolculuğa çıkıyor. Babasıyla geçen şu konuşmanın ardından: -Siddhartha,'dedi, 'niçin bekliyorsun? -Niçin olduğunu biliyorsun. -Hep böyle durup bekleyecek misin sabah olana kadar öğle olana kadar, akşam olana kadar? -Hep böyle durup bekleyeceğim. -Yorulacaksın, Siddhartha. -Yorulacağım. -Uyuyakalacaksın, Siddhartha. -Uyumayacağım. -Öleceksin, Siddhartha. -Öleceğim. -Ve babanın sözünü dinlemektense ölmeyi yeğleyeceksin? -Siddhartha, her zaman babasının sözünü dinledi. -Yani niyetinden vazgeçecek misin? -Siddhartha, babasının ona söylediğini yapacaktır. Günün ilk ışığı odadan içeri vurdu. Brahman baba, Siddhartha’nın dizlerinin hafifçe titrediğini gördü, ama bir titreme fark etmedi yüzünde, Siddhartha’nın gözleri uzaklara bakıyordu: Derken anladı baba, Siddhartha’nın şimdiden onun yanında, kendi yerinde yurdunda bulunmadığını, onu şimdiden terk edip gittiğini.(syf 21) Gezgin bir dilenci olarak yaşamına devam ediyor. Bu yolculukta ona en yakın arkadaşı Govinda eşlik ediyor. Govinda Siddhartha'nın ileride büyük bir kimliğe sahip olacağını düşünüyor ve buna inanıyor. Bu iki arkadaşın çıktığı bu yolculuk epey zorludur. Okuyucuyu da kendileri ile birlikte farklı bölgelere, farklı hayatlara götürüyorlar. Uzun oruçlar tutup, aç kalıyorlar ve daha birçok tecrübe ediniyorlar. Hint ve Budizm öğretilerinden yola çıkarak okuyucuyu da araştırmaya ve öğrenmeye sevk ediyor kitap. Anlam bulma çabası benim de kendi hayatımda sürekli uğraşım aslında. Düşüncelerim bazen karmakarışık bir döngüde ilerlerken bunları ayrıştırıp salt benliğe ulaşmayı amaçlıyorum. Ve şu hayatta anlam veremediğim birçok şey var. Bunu belki Siddhartha gibi yollara düşerek değil ama araştırıp, okuyup ve üzerine düşünerek yapıyorum diyebilirim. Kendime yakın bulduğum daha doğrusu kendimi bulmamda bana ışık olan bu gibi kitapları ayrı bir rafta topluyor, yıllar sonra aynı hazzı alıp almayacağımı test etmek için tekrar okumayı düşünüyorum. Şiirsel anlatımıyla yine tavsiye etmekte tereddüt yaşamayacağım bir kitap... :)



2 views0 comments

Recent Posts

See All