ABSÜRT YAŞAM_FARKINDALIK

Albert Camus gibi hayatı absürt bulduğum doğrudur. Bazen Tanrı bizimle oyun oynuyor gibi gelir. Dünyanın birçok noktasından bir yakarış yükseliyor diyelim. Tanrı hangisine kulak vermeli? Birine göre iyi olan diğerine göre kötü ise bunun değerlendirmesi nasıl yapılabilir? Dünyaya bakıp gördüğüm bu karmaşada Tanrı'nın çok da umurunda değiliz gibi...


Soğuğu ciğerlerine kadar hissetmiş bir kızın hikayesini anlatmak istiyorum size. Orta okulu yeni bitirmiş, liseye geçiş sınavında da iyi bir puan almış, en iyi okullardan birine girmeye hak kazanmıştı. Internet ve iletişimin bu kadar yaygın olmadığı bir dönemdi. Sınav sonuçlarının posta ile gelmesini bekliyor, etrafındaki herkesin sonuçları gelmiş onunki bir türlü gelmiyordu. Babasının sonucu alıp sakladığından habersizdi. Ve bir gün saklanmış sonuç kağıdını şans eseri bulmuştu. Koşarak her şeyden habersiz annesine sonuçların geldiğini neden söylemediklerini sordu. Annesinin verdiği cevap karşısında bu konudan habersiz olduğunu anlamıştı. Mesele babasıydı. Kızların okumasına gerek yoktu ona göre. 3-5 çocuk doğurup evinin düzenini sağlamalıydı kadın. Okursa özgürleşir, bilinci açılırsa asi bir kız olurdu.


Karşı gelmek zordu, ama niyeti her ne olursa olsun o okula gitmekti. 14 yaşında bir kızın medeniyetle verdiği ilk mücadeleydi bu. Eğer izin verilmezse evden kaçıp yine de okuyacağını söylemiş rest çekmişti karşı güçlere. Daha iyi okulları tercih edebilecekken geç kalmış istediği okulların kontenjanı dolmuştu. Neyse ki şehir dışında makul düzeyde bir okul bulmuş, kalacağı öğrenci yurduna da kayıt yaptırmıştı. Bir taraftan heyecan duyarken diğer taraftan da korkuyordu kendi içinde. Okulların açılmasına 2 gün kala yurda yerleşmesi için getirdiler onu. İlk kez tek başına kalacaktı ailesi olmadan. Annesinin sayısız kondurduğu öpücükler ve babasının derin bakışları sonrası arabaya binip gitmişlerdi. Arkalarından bakıyor mesafe açıldıkça yalnızlığı daha fazla hissediyordu. Ağlamamak için kendini tutmuştu o an. Odasına gidip yatağa gömülmüş gün boyu ağlamıştı. Her ne kadar babasıyla anlaşamamış olsa da içinde bir yerde göstermediği bir sevgisi olduğunu biliyordu. Annesininse açığı kapatmak için daha fazla sevgiyi üstlendiğini de hissediyordu.


Oda arkadaşlarına ve yurt öğretmenlerine kısa zamanda alışmış, burayı artık ikinci bir evi gibi görmeye başlamıştı. Kaldığı katta her telefon çaldığında diğer tüm kızlar koşar, o hiç koşmazdı telefona. Onu kimsenin aramayacağını bilirdi. Umut beslemez hayal kırıklığı da yaşamazdı işte. Bazen sessizleşir hiçbir konuşmaya dahil olmazdı. Kendi içinde verdiği savaşta galip bulma çabası içinde olurdu o sessizlestiği anlarda. Galip geleni bulduktan sonra kaldığı yerden devam ederdi kelimeleri kullanmaya. Okulun ilk günü de yurda geldiği ilk gün gibi heyecanlıydı. Her şey yolunda gidiyordu. Öğretmenleri, arkadaşları tarafından sevilmiş, sınıfın örnek öğrencilerinden biri haline gelmişti. Iki haftada bir, hafta sonları ailesini görmeye gidiyordu. Babası asık suratını değiştirmiyor, her geldiğinde yüreğine oturan laflar ediyor yurda hep mutsuz dönüyordu. Zamanla bu ziyareti en aza indirmiş para dahi istemiyor, kendi kendine yetme çabası içine giriyordu. Annesinin gizli saklı verdiği 3 5 kuruş yurda zor yetiyor çok çabuk bitiyordu. Asi yapısı devreye girince gurur yapıyor, kimseden bir şey istemiyor, minnet duygusundan uzak olmak istiyordu.


Havalar giderek soğumaya başlamıştı. Yanında getirdiği ince ceketi onu soğuktan korumaya yetmiyordu artık. Bir mont alması gerekti. Eski montu giyilebilecek gibi değil, yenisini alabilecek kadar da parası yoktu üstelik. Kimseye bir şey söylemiyor, titreye titreye gidip geliyordu okula. Okul dönüşü bir gün dükkanın birinde gördüğü yarı zamanlı iş ilanına gözü takılmış, içeri girip sormuştu. Okul öğle vakti bitiyordu ve öğleden sonra birkaç saat burada çalışabilirim diye düşünüyordu. Ilk hafta okula gidip gelirken içine işleyen soğuk çalışırken daha fazla hissediliyor, dayanılmaz bir hal alıyordu. 'Kızım senin daha kalın bir şeyin yok mu böyle üşürsün' diyen dükkan sahibine gülümseyen bir ifadeyle bakmış 'alacağım' diyebilmiş sırtını dönünce gözleri dolmuştu yine. Ilk haftalığını verip karşı mağazadan almasını söylemişti sonrasında. Koşarak gitmiş, beğendiği bir montu üzerine giymişti. Isınmak hiç bu kadar şefkatli gelmemişti ona. Artık dışarıda da olsa üşümüyordu. Soğukla verdiği mücadeleyi kazanmış galip gelmişti.


Varlığının farkında olmayıp, yokluğunu hiç bilmediğimiz birçok şeye sahibiz. Bu bir mont bile olabilir. Olmadığında üşürsünüz anca üşüdüğümüzde anlarız sahip olduğumuzu. Hikayedeki karakter bir tanesi için mücadele vermişken belki de çoğumuzun farklı renklerde ve modellerde birden fazla mevcut. Beğenmeyip köşeye attığımız onca şey için mücadele veren insanları düşünmek gerek. Demem o ki sizin vazgeçtikleriniz, başkalarının hayalleri olabilir. Farkında olmak ve kıymetini bilmek gerek...



9 views0 comments

Recent Posts

See All