BİZİM YALNIZLIĞIMIZ KENDİ İÇİMİZDE

Gel bakalım sevgili okur ‘Vişne Ağacı’mın gölgesine… Şuradan sana bir iskemle uzatayım rahat et. Şu güneşli, sıcak, bunaltıcı havada gel biraz soluklan. Yorulmuş gibisin, şimdi neler geçiyordur kim bilir aklından. Hepsini bir kenara bırak, dünya ne zaman sorunsuz bir yer oldu ki? Belki de en büyük sorunun yalnızlıktır kim bilir. Gel bunun üzerine biraz gidelim.

Peyami Safa’nın ‘Yalnızız’ romanını okumuş muydun sevgili okur? Ne güzel anlatmıştır insanın içinde yaşadığı o çatışmaları. Romanın karakterlerinden olan Samim kendi zihninde ‘Simerenya’ adında bir dünya kurar. Olmasını istediği yaşamını bu hayali dünyasında var eder. Yalnızdır, yalnız bırakılır bu duygu iter onu kendi dünyasına. Çoğumuzun yok mudur kendi yaşamında kurduğu bir ‘Simerenya’sı? Kaybolmuş ruhunu aramaya başladığında insan, çok şey keşfeder kendi zihninde. Bilirsin her insan kendi içinde biraz yalnızdır. Bazen fikirleriyle, bazen kendi ister, bazen yalnız bırakılır… Seçilmiş yalnızlıksa şanslısın, bu seni daha da yaklaştırır kendine. Ama bırakıldıysan, işte sorun orada başlıyor. Fareler ve İnsanlar romanında da John Steinbeck “İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır.” der bu doğrudur. Düşünsene her şeyin var ama paylaşacak kimsen yok. Para, mal, mülk ve çeşitli imkânları bile olsa, yalnız olan insanı mutlu etmeye yetmez. Bu bildiğimiz tek başınalıktır. Fikirlerinde yalnız kalmak, anlaşılamamak daha da zordur belki. Kalabalıklar içinde olan yalnızlık… Farkında olan insanlar için daha çok yaşanan bir durumdur bu. Toplum kendi kurallarını koyar sürünün dışında kalan yalnızlığa mahkûm kalır. Bu da kişinin kendi içine dönmesine sebep olur.

Yabancılaşır… Sessizleşir… Bilir ki konuşmak boşa harcadığı çabadır. Bu bana Platon’un Mağara Alegorisini hatırlatır hep. Alegoriye göre bazı insanlar karanlık bir mağaraya zincirlenmişlerdir. Bu insanlar başlarını sağa ve sola çeviremezler sadece karşılarındakini görebilmektelerdir. Doğuştan beri bu mağarada bulunan insanlar mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini görür ve bunları gerçeklikleri olarak algılarlar. Nihayet bir gün bu insanlardan bir tanesi zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. Mağarayı terk eden bu insan mağaranın dışında yeni bir gerçeklik ile tanışır ve duvarda gölgelerini gördüğü nesnelerin gerçek olmadığının farkına varır. Bunu mağaradaki arkadaşları ile paylaşmak üzere mağaraya geri döner. Mağaradaki arkadaşları ise mağaranın dışında farklı bir gerçeklik olduğuna inanmazlar. Ve bu insanlara mağaranın dışındaki gerçekliği aktarabilmek de imkânsızdır. İşte buna benzer kendini kapatmış insanlara bir şey anlatmaya çalışmak. Sen o mağaradan kurtulmuş gerçek hakikatin peşinden gitmişsindir. Bırak inanmayanlar kendi mağaralarında gölgeler ile yaşasın.

Bazen yatağa uzandığımızda ‘Tavan Seyri’ dediğimiz bir meşguliyet vardır bilirsin. İnsan hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünür o an, ama tüm günü değerlendiği zamandır. Vicdanıyla hesaplaşır, düşünür… İşte yalnızlık böyle durumlar için gereklidir. Kucaklarız onu benimseriz kimsenin olmadığı kadar bizimdir o. Yani ‘Tavan Seyri’ deyip geçmemek gerek. Dinlen diye çağırdım, yordum seni sevgili okur. Haydi, şuradan güzel bir şarkı açalım da dağıtalım üzerimizdeki gri bulutları. Gözlerimizi kapatalım, Nessi Gomes “ All Related “ müziğin rahatlatıcı etkisine bırakalım kendimizi. Gitsin kötü yalnızlıklar… Gelsin güzellikler… Hoşça kal, sevgiyle kal sevgili okur…

“Y amor (Aşk) Misterio de la luna( Ayın gizemi) Amor (Aşk) Mi vida preciosa(Benim güzel hayatım) Amor (Aşk) Dame dame fuerza (Bana güç ver) Amor (Aşk) Confía medicina (Devaya güven) Na-na-na-na-na, na-na-na-na Yage Na-na-na-na-na, na-na-na-na Yage “

5 views0 comments

Recent Posts

See All