Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya

Hepimizin önemsediği o diplomalar duvarlarda asılır, ya da tozlu bir çekmecede hayat boyu iş için kullanılmayı bekler. Kullanılır da… Sayesinde belki çok iyi işlerde çalışırız, çok iyi maaşlar alırız. Ama bunu yaparken insan olmayı, yaşamayı hep unuturuz. Makinadan farksız bedenlerimizle her gün aynı şeyi yaparken buluruz kendimizi… Mutsuz bireyler oluruz. Ve hatta kimliğimizi bile sahip olduklarımız belirler çoğu zaman. Çocuklarımıza da aynı şeyleri yaşatırız, kendi sınırlarımızı dünyanın sonu zannederiz… Peki ya çocuklarımız, mutlu mudur bu durumdan? Onlara ne yapıyoruz farkında mıyız? Onların umurunda değildir beş yüz metre kare evde oturmak. Onların umurunda değildir Mercedes’e binmek. Ayakkabısı hangi marka olmuş önemsemez bunu. Zamanla kendi düşüncelerimizle biz aşılarız onlara maddiyatçı olmayı. Onlar için mutluluk; bulutlara bakıp kocaman hayallere dalmak, kedi sevmek, sevdiği bir arkadaşıyla geçireceği güzel bir gündür. Çocukluğunu doyasıya yaşamaktır… Paulo Coelho “Bir çocuk bir yetişkine üç şey öğretebilir: Sebepsiz mutlu olmak, her zaman bir şeyle meşgul olmak ve istediği şeyi var gücüyle talep etmek!” demiş. Sekiz yaşındaki kızıma öğrettiğim şeyler kadar, onun da bana öğrettiği çok şey vardır aslında. İşte bunlardan birkaçı: *Hayır diyebilmek: Sadece kızım değil, tüm çocuklar istemedikleri bir şey olduğunda kimseye aldırmadan istemediklerini net bir şekilde ifade ederler. Her konuda dürüsttürler. *Sıkı arkadaşlar edinmek: En yakın arkadaşı ile anaokulundan beri arkadaş ve elinden geldiğince görüşmek için çaba harcıyor, önemsiyor. Hatta bir gün beslenme çantasına meyve suyu koymayı unutmuştum. Bir tane meyve suyu alacak kadar para verdim. Kantine gidip, verdiğim para ile iki tane meyve suyu almaya çalışmış ve kantin görevlisi ona sadece bir tane alabileceğini söylemiş. Arkadaşına alamadığı için kendine de almamış ve birlikte oynayabilecekleri bir oyuncak almış. Akşam anlattığında çok duygulanmış, gururlanmıştım. Düşünceli bir çocuk olması çok hoşuma gitmişti. İstisnalar elbette vardır ama şimdi kim arkadaşının boğazından geçecek lokmayı düşünüyor? *İçinden geldiği gibi davranmak: Biz yetişkinler ‘’El âlem ne der?’’ hapishanesinden çıkamadığımız için yeterince özgür hareket edemeyiz. Ama onlar, kimin ne söyleyeceğini umursamadan içlerinden geldiği gibi davranırlar. Hatta kızımın bu durumlar için sürekli kullandığı şöyle bir kalıp vardır; ’Ne olur ki?’ Evet, kimseye zararı yoksa ‘ne olur ki’ içimizden geldiği gibi davransak? *Sürekli öğrenmeye, keşfetmeye çalışmak: Çok soru sorarlar sürekli öğrenmek isterler ve yeni şeyler öğrenmek, keşfetmek onları çok mutlu eder. Bilgileri az da olsa, yaratıcılıkları ve hayal güçleri bizden çok daha zengindir. *Her durumda mutlu olmayı başarabilmek: Hiçbir şeyleri olmasa bile sadece hayal kurarak mutlu ederler kendilerini. Hayallerinde sınırları olmadığı için, hiçbir zaman umutsuzluğa da kapılmazlar. * En önemlisi de anne olmak: Kadınların içinde annelik içgüdüsü olsa da, sonradan kazanılan çok şey vardır bu duyguya dair. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki bir anneyim ve kaybettiğim çocuk ruhumu biraz olsun geri kazanabildiğim için çok daha mutlu, hayata çok daha umutlu bakıyorum. Belki daha sayamadığım birçok şey vardır, farkında olmadan öğrendiğim.

Söylediğimiz şeyleri yapmak yerine, bizim yaptıklarımızı kopyalar çocuklar. Bizim aynamız gibidirler, bizi olduğumuz gibi yansıtırlar. Hata yaptıklarında kızamayız, çünkü farkında olmadan biz öğretmişizdir onlara hata yapmayı. Yaşımız ilerledikçe hırslarımıza yenik düşeriz ve hayat enerjimizi, içimizdeki o naif çocuğu kaybederiz. Bu da bana Yeni Türkü’nün şu güzel dizelerini hatırlatır hep ‘’Yenik düşüyor her şey zamana, Biz büyüdük ve kirlendi dünya’’. Bırakın da çocuklarınız içlerinden geldiği gibi mutlu olmanın tadını çıkarsın. Bırakın ortalığı dağıtsın, üstünü başını kirletsin, istediği gibi şarkı söylesin, dans etsin ve bırakın bazen düşük not alsın ne çıkar? Kendi hırslarımızla, bencilliğimizle onların dünyalarını da kirletmeyelim. Elbette hayatını kazanabileceği güzel işleri olmalı ama önce yaşamayı öğrenmeli, ilgi alanlarıyla kendini keşfetmeliler.’’23 Nisan da geçti bunları niye anlattı şimdi? ’’diyeceksiniz biliyorum, ama ne bileyim içimden geldi işte… Ne güzel demiş Ferit Edgü ‘Uykuda Çocuklar’ şiirinde… ‘’Çocukları yatırdın mı, dedi adam. Çoktaaaaann, dedi kadın. Kim bilir nasıl bir düş görüyorlardır şimdi. dedi erkek. Kim bilir, dedi kadın. Git kulaklarına fısılda istersen.’’



6 views0 comments

Recent Posts

See All