Değerlerinizi Sorgulayın...

Çevreme bakıyorum…İzliyorum…Düşünüyorum…Madde, sadece bir madde insanları ne hale getirdi. Peki nedir madde? Duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan, yer kaplayan nesne. Evet, sadece bir nesne…Nasıl bu kadar yer edebiliyor hayatımızda? Nasıl bu kadar karakterimize etki edebiliyor. ‘Dünya malı insanları birbirine kattı.’ diyoruz ya malın fikri yok ki…

Şu madde bağımlılığı yaşayanlar, uyuşturucu maddelerden bahsetmiyorum yanlış anlaşılmasın, maddi şeylerden bahsediyorum, ‘sevgi’ diye bir duygu var haberdar mısınız? Evet evet ‘sevgi’, ‘sevmek’ fiili… Karşılık beklemeden sevdiğiniz kim var hayatınızda bir düşünün bakalım… Belki yok. Giderek kayboluyor maneviyat. Görüntüleri, boşlukları, cisimleri sevmeye başladık. Sahip olduğumuz şeylerle anılıp, benliğimiz geri planda kalmış, madde kişiliğimizin önüne geçmiş, ruhlar sıkışmış vücutta sevgi bekliyor ve buna aldırmıyorsunuz.” Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (Victor Hugo, Sefiller)

Bizim çok güzel filmlerimiz vardı eskiden. Sanki filmlerimizde bile ayrı bir duygu, ayrı bir ruh vardı. Hala izleyip hiç sıkılmadığımız, sevgi dolu o eski filmler... Hatırlarsınız ‘Bizim Aile’ filmini, her izlediğimde gözlerim dolar o muhteşem sahnesinde; “Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam...” Yaşar Usta’ nın dokunaklı sözleri…Zengin bir hayatları yoktu, ama ‘Yaşar Usta’nın korumaya çalıştığı mutlulukları vardı, soyut dünyalarında birçok duygu…

Basitti hayat eskiden, hesap kitap yoktu. Mutlu olmak için basit şeyler yetiyordu…Gülümsemek, sevgi, hoşgörü ve basit bir ‘günaydın’ üstelik hepsi bedava… Üç maymunu oynuyorduk, ama öyle görmedim-duymadım-bilmiyorum diye uydurduğumuz maymunları değil, Japon geleneğinden gelen üç maymunu. Nasıl mı? Anlatayım hemen; görmezlikten gelenin adı “Mizaru (kötüye bakma)”, duymazlıktan gelenin adı “Kikazaru (kötüyü dinleme)”, ve ağzını açıp tek kelime etmeyeninki ise “İwazaru (kötüyü söyleme)” ve biz de öyleydik; kötüye bakmayan, kötüyü dinlemeyen, kötüyü söylemeyen…İşte bu yüzden eskiden daha anlamlı, daha içten, daha sevgi doluydu hayat…

Hatırlarsınız bir ara herkes o antika saydığımız eski plakçalardan alıyordu, taş plaklar görünsün yeter. Kimsenin dinlediği filan da yoktu… Bir kere bile dinlemedikten sonra ne anlamı vardı? Etrafınıza bakın ne çok şey vardır alıp koyduğunuz, görünen ama kullanmadığınız…Bunları almak içinse o güzelim zamanlarınızı sattığınız. Değerlerinizi sorgulayın…Önemli olan; sahip olmak mı, yaşamak mı?


1 view0 comments

Recent Posts

See All