EVGENY GRINKO ve MUHTEŞEM KONSERİ

Updated: Jul 12





Müzik evrensel bir dile sahiptir ve tüm önyargıları kırabilir. Özellikle sözsüz(enstrümantal) bir müzik dinliyorsanız dünyanın neresinde olursanız olun, hangi dili konuşursanız konuşun ruhunuz bu müziğin ritminde yatan tüm anlamları kavrayacaktır. Ve ezgilerin oluşturduğu bu kocaman dünya ruhunuzu genişletecek, bedeninizdeki esaretinden bir nebze de olsa kurtaracaktır onu. Sözlerle sınırlandırılmayan ezgiler dinleyenin zihninde tamir atölyesi kuracak; yaşanmışlığa, ruhtaki yaralara, hissedilen hayal kırıklıklarına dair ne varsa iyileştirmeye başlayacaktır.

Birazdan bahsedeceğim müzisyenin bestelerini fark ettim de yazılarıma, videolarıma hep arka fon yapmışım. Oynatma listemdeki parçaların çoğunluğu onun… Yakından takip ettiğim bu müzisyenin konserinden çıktıktan sonra tek bir cümle karalamıştım o da şu: “Dört gözle beklediğim o muhteşem konser ruhumdan aktı gitti. Ruhumda oluşan her defoyu, her çatlağı kulağıma çalınan ezgisiyle ince ince tamir etti sanki… Canlı canlı dinlemek… Benim için muhteşem bir his bu.“

Tanıyanın çok olduğu kadar “O kim yahu?” diyenlerin de çoğunlukta olduğu bir müzisyenden bahsedeceğim size bugün. Anlatayım ki bilmeyen, dinlemeyen kalmasın. Rus müzisyenler dendiğinde akıllara ilk gelen Maksim Sozontoviç Berezovski olabilir belki ama yok yok o kadar geri gitmeyeceğim günümüze bakalım. 1984 yılında Rusya’nın Jukovski şehrinde dünyaya gelen genç müzisyen Evgeny Grinko… Müzik hayatı oldukça ilginç olan müzisyen gençlik yıllarında punk rock tarzında müzikler yapan gruplarda davul çalan bir grup üyesiyken, 22 yaşında klasik müziğe ilgi duymaya başlar ve tarzını bir anda değiştirir. Sonrasında Grinko’nun punk rock tarzı yerini piyanonun pedallarından çıkan büyüleyici ezgilere, ve ezgilerin oluşturduğu şahane bestelere bırakır. Aynı zamanda gitar, bateri de çalıyor. Bu sayede kafalardaki ‘Piyanoya küçük yaşta başlanır’ yargısını da kırmıştır Grinko. Ne güzel bir etkidir ki; bu durum birkaç dinleyicisine de ilham vermiş 30 yaşından sonra piyano çalmaya başlamışlardır.

Rusya’da konser bittikten sonra alkış alırken, bizde konser öncesinde gelen alkışlar onu ve ekibini çok mutlu ediyor haliyle Türk insanını sıcakkanlı ve sevecen buluyor. Bu da muhteşem bir konser olmasına vesile oluyor. Duvar Gazetesi’ne verdiği röportajda ve yakından tanıdığım kadarıyla, oldukça mütevazı ve içten bir kişiliğe rastladım. Hatta 24 yaşında piyanoya başlamasının zor olup olmadığını soranlara şöyle bir açıklık getiriyor: "Klasik müzik için çocuk yaşta başlamak gerçekten çok önemli. Ama benim yaptığım müzik film müziği gibi basit melankolik müzik olarak adlandırabiliriz. Haliyle benim saniyede 20 notaya basmam gerekmediğinden bu anlamda bir dezavantaj yaşamadım." Ve yine kendisine enstrümantal müziğin dünyada nasıl karşılandığı sorulduğundaşu cevabı veriyor: “Enstrümantal müzik insanlara ulaşması zor bir türdür. Mesela Rusya'da hip-hop şarkıcısıysanız anında kalabalık bir kitleye konser verebilirsiniz. Enstrümantal müzik yapıyorsanız ilk konserinizde sadece arkadaşlarınız ve aileniz olur. Dezavantaj olarak görüyorum.”

Tolstoy, Dostoyevski gibi yazarlardan da etkilenmiştir. Benim de edebiyatını çok zengin bulduğum, en sevdiğim türdür Rus Edebiyatı. Besteleri yaşadığı kültürü, tecrübeleri ve hissettiklerini yansıtıyor. Mesela Morning in Pripyat’ı Çernobil Nükleer Santrali çalışanlarına ithaf etmiştir. Dinlediğim konserinin bir bölümünde de Ukrayna Halk Şarkısı’nı çalarken perdenin mavi ışıkların sarı olması da kayda değer bir detaydı doğrusu. Grinko için Ekşi Sözlük’te rastladığım çok hoşuma giden birkaç yorum şöyle: “Bu nasıl bir vals arkadaş! Soru cümlesi gibi duruyor ama soru cümlesi değil, haykırış bu sevgili okuyucu. İnsan acıları ile vals mi yapar, hayal kırıklarıyla ritim mi tutar, arkadaki akordeon insanın kaburgalarını bu kadar mı iyi titretir... Çok şahane bir vals. Klasik dönem bestecilerinin valslerine çok şahane bir alternatif, çok şahane bir "yeni" yorumu...”

“Yolculuklarda kapatın gözlerinizi Grinko çalsın, siz dinleyin. Sonra bir an kırmızı dekorların ve loş ışıkların olduğu kapalı bir salonda canlı dinlediğinizi düşünün. Ayağa kalkıp alkışlama isteği duyabilirsiniz, saatlerce sürmesini istediğiniz bir konserdeymişçesine mest olursunuz. Konserdeki kalabalığı ve coşkuyu hissedersiniz. Sonra birden gözlerinizi açtığınızda kalabalık ve kavgalı-coşkulu bir halk otobüsünde olduğunuzu anlarsınız. Yanınızda, karşınızda oturan şişman kadınlar, bağıran insanlar, Akbil’i kaybolanlar, ayağa kalkmış milleti azarlayan yarışçı şoför, arka kapıya sıkışan suratında kapı izi çıkmış orta yaşlı adamlar, kalabalıktan kucağındaki bebeği liselinin sırt çantasına koyan anneler, oğlunu kaybeden babalar, zombiler ve diğer birtakım olağanüstü şeyler ile karşılaşırsınız.”


Kimine göre yaraları saran, kiminin ruhunu düşsel yolculuklara çıkaran, kimine göre Yann Tiersen(Amélie filminin müziklerinden hatırlarsınız) etkisi yaşatan bu minimalist muhteşem kadroya sahip müzisyenin konserini imkânınız varsa mutlaka dinleyin. O da olmuyorsa YouTube üzerindeki videolarını da dinleyebilirsiniz. Evgeny Grinko çaldığı sürece kimse yaşadığı hüzünde yalnız değil… Hisler hep ortak… Ve diyorum ki; dünyada müzik, sanat, kitaplar iyi ki var yoksa katlanılır bir tarafı yok…

Müzikle kalın, ruhunuz can çekişmesin…




459 views0 comments

Recent Posts

See All