GÜNCEMDEN NOTLAR (ANNEME)

İyi ki yaşadığımız acı olayların etkisi zaman aşımına uğruyor. İlk andaki gibi acıtsa insanın canını hayat sürdürülebilir olmazdı muhtemelen. Şu an yazdıklarımı geriye dönüp okuma cesareti bile bulamayacağım kendimde biliyorum. Canım daha çok yanar diye üzerini hep örtülü tutacağım, şimdiye kadar yaptığım gibi... İnsan yarasını açamaz ya kimseye, sanki birileri hep tuz basacakmış gibi gelir... Ölüm bize gelmedikçe soğuk yüzünü hissedemeyiz, ne zaman canımızdan bir parça alsa işte o zaman anlarız... Ölüm soğuk... Ölüm acı... Ve ölüm, sahip olduğumuz her şeyi değersiz kılan. Geriye kalan ruhsuz mezar taşı. O an biri size sarıldığında, biraz güven verdiğinde, gözyaşları durmamacasına akmaya başlar. Her şey bir oyun gibi. Ölümden sonra resimlerle yüzleşmek, iç dışa çıkana kadar ağlama krizleri, göze çarpan her resminde yutkunamama hissi... Mezarlık önünden her geçildiğinde toprak altında bir o gelir insanın aklına. Atlatılır ama unutulmaz. Onun bir daha görülemeyecek olduğu hissi asla yerleşmez insana, kafada o uzun bir yolculuğa çıkmıştır… Benim annem kendi halinde, yüreği bembeyaz kır çiçekleriyle dolu bir kadındı. Geçtiği her yere saçardı içindeki o bembeyaz kır çiçeklerini. O içinde taşıdığı sevgi, yaşadığımız tüm çevreye yeterdi. Paylaşmak anlam kazanırdı onunla, sahip olduklarını paylaşır, paylaştıkça çoğalırdı tüm güzel şeyler. Bilginin ulaşamadığı ilkel bir toplumda yetişmesine rağmen, bana göre çoğu yüksek tahsilli insanlardan daha bilgeydi. Çocukları hayatta sahip olduğu en değerli şeydi onun için. Tüm hayatını bize adamış gibiydi, öyle de oldu...Hayat ona gülmemişti, ama o gülümsemişti hayata. Gençti, ama ölüm geldi mi dinlemiyordu ki yaşlı genç... Trafik kazası... Ve annemi uzun bir yolculuğa uğurladık. Bilirsiniz o anlara tahammül bile edilemez... Hayat sizden en sevdiğinizi alırken sanki her şey bitmiş, dünya yıkılmış gibi hissedersiniz. Neden daha fazla zaman geçiremedik birlikte diyerek kocaman bir pişmanlık oturur üzerine. Adapte olmak, normal yaşama dönmek, yıkıntıların arasından çıkıp canın acıya acıya yürümek gibi gelir. Artık eksiksindir. Uzun bir süre anlamsız gelir hayat. Durup düşünürsün, çevrene, insanlara bakarsın ve eksik de olsan hayatın devam ettiğini, yaşamak zorunda olduğunu fark edersin. Sonra yıllar geçtikçe acı etkisini azaltır üzerinde, hayat başka telâşlar getirdikçe, meşgul oldukça daha az düşünürsün. Unutmazsın, içinde bir yerde hep kanamaya devam eder ama alışırsın. Yıllar geçmesine rağmen benim aklımdan annemin son bakışı hiç gitmez... O son bakışında yoğun bakım odasında bana bakarken "Artık benden umudu kes yavrum, hoşça kal..." der gibi başını umutsuzca yana çevirişi... Paramparça olduğum, içimin söküldüğü an. Ahhh! Devam edemeyeceğim... Herkesin annesi kendine özeldir. Hala yaşıyorlarsa kıymetini bilin. Geç olmadan sarılmak, koklamak gerek. Şayet onlar gidince son pişmanlık fayda etmiyor. Biliyorum, gittiğin yeri de çiçek bahçesine çevirmişsindir. Orada bir yerde belki bizi bekliyorsundur. Elinde bir demet çiçek... Yoksun ama bil ki içimizdesin... Hoşça kal annem...




8 views0 comments

Recent Posts

See All