HAYVAN ÇİFTLİĞİ-KOYUN MASALI KARŞILAŞTIRMA

İki kurguya da baktığımız zaman içerik ve olaylar neredeyse aynıdır. Tarihlere baktığımızda da Hayvan Çiftliği’nin 1945 yılında, Koyun Masalı’nın ise 1946 yılında basıldığını görebiliriz. Sabahattin Ali okumayan, onu tanımayan insanlar bu iki kurguyu da okuduktan sonra belki Orwell’ın kurgusundan esinlendiğini düşünebilirler, ama okuyan onu tanıyanlar ise “Sabahattin Ali yapmaz öyle şey... “diyeceklerdir. Bu inceleme ile aradaki farkları ve benzerlikleri ele alarak, birbirinden bağımsız olduklarını anlatmaya çalışacağım. Önce yazıldıkları döneme bir bakalım: Orwell sosyal adaletsizliğe ve totalitarizme karşı olan bir yazardır. Bunu tüm eserlerinde net olarak görebiliriz, farkındalık yaratmaya çalışır. Hatta İspanya iç savaşında da Franco’ya karşı çarpışacak gönüllüler arasında yer almış, devrimin ihanete uğraması sonucu derinden sarsılmıştır. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de; Franco, Hitler, Stalin gibi despotları yaratan budalalığı gözler önüne sermek istemiştir.1946’da Hayvan Çiftliği’nin Amerika’da yayınlanmasının ardından Orwell ile Dwight MacDonald arasında bir mektuplaşma geçer. MacDonald, Stalin karşıtı entelektüellerin Hayvan çiftliğinde verilmek istenen düşüncenin devrimin her zaman kötü sonuçlanacağı “madem öyle, hiçbir çabaya değmez, yaşasın statüko!” olduğunu iddia ettiklerini yazmıştı. Ve mektubunda Orwell’a şöyle bir soru yöneltti: “Ne kadar çok solcunun, ilk belirttiğim yorumu birbirinden bağımsız biçimde yaptığına şaşırıyorum – şaşırıyorum çünkü kitabı okurken bu asla aklıma gelmemişti ve açıkçası şimdi de bana doğru gelmiyor. Sizce hangi görüş sizin romanı yazarkenki niyetlerinize daha yakın?” Orwell’ın cevabı ise: “Hayvan Çiftliği hakkındaki sorunuza istinaden… Tabii ki niyetim romanın öncelikle Rus Devrimi’yle ilgili bir hiciv olmasıydı. Fakat daha geniş bir çerçeveye uyarlanabilmesini, o tarz (vahşi suikastlerle planlanan, ne kadar güç delisi olduklarının farkında olmayan insanlar tarafından yürütülen) bir devrimin yalnızca tepedekilerin değişeceği anlamını taşımasını da istedim. Çıkarılacak dersin devrimlerin ancak kitleler dikkatli olduğunda ve liderlerini iş görmeyi bıraktığı anda indirmeyi bildikleri zaman radikal bir değişikliğe yol açabileceği olmasını istedim. Hikâyedeki dönüm noktasının domuzlar süt ve elmaları kendilerine ayırmaya başladıkları zaman olması gerekiyordu. Eğer o noktada diğer hayvanlar da direnmeyi akıl etselerdi her şey iyi olacaktı. Eğer insanlar statükoyu savunduğumu düşünüyorlarsa bunun sebebi bence karamsar düşünmeye başlamış olmaları, diktatörlük ya da kapitalizmden başka bir alternatifin mümkün olduğuna artık inanmamaları. Troçkistlerin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde 1926’ya kadar olanlar konusunda kendilerini sorumlu hissetmek ve o tarih civarında büyük bir dejenerasyonun yaşandığını düşünmek zorunda olmak gibi bir handikapları da var. Oysa ben Bolşevik partisinin yapısına bakarak bütün sürecin öngörülebilir olduğunu – ve bir kaç insan, mesela Bertrand Russell tarafından öngörüldüğünü de düşünüyorum. Benim söylemeye çalıştığım şuydu: “Kendin çıkıp yapmazsan devrim olmaz, müşfik diktatörlük diye bir şey de yoktur.” Bu sözleri ile bu romanı yazma niyetini net bir şekilde ifade etmiştir. Koyun Masalı’na bakacak olursak; Sabahattin Ali, bu yıllarda Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan romanlarını yazarak sosyalist kesim tarafından oldukça ilgi görmüş ve Aziz Nesin başta olmak üzere diğer solcu arkadaşlarıyla milliyetçi kesime karşı siyasi bir cephe oluşturmuştur. Nihal Atsız ve arkadaşları ile tartışmalara girmişlerdir. Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile de siyasi tartışmalar yüzünden önce mahkemelik olmuş sonra da öğretmenlik görevinden alınmıştır. Sabahattin Ali bu masalı ile devrin siyasilerini eleştirirken Nihal Atsız ve arkadaşlarına da gönderme yapmıştır. “Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!” son paragrafındaki bu cümleleri ile de halka açıkça bir takım mesajlar vermektedir. Kimine göre de bu öyküdeki koyun halktır, köpek devlettir, çobanlar emperyalist Amerika ve Rusya’dır.

Her iki yazarın da sosyalist olması, adalet anlayışlarının da aynı olması sebebi ile benzer bir kurgunun çıkması aslında şaşılacak bir olay değildir. Dönemi düşünecek olursak o yıllarda yurt dışında yeni çıkan eserlerin çevrilmesi ve basılması bu kadar çabuk ve kolay olmayacaktır. Biraz araştırdığımızda ilk Türkçe basım tarihinin de 1954’te Halide Edib Adıvar çevirisi ile olduğunu görebiliriz. Bu durumda kimsenin kimseden etkilenmediğini söyleyebiliriz. Finalleri farklı olsa da verilmek istenen mesaj aynıdır. Bu iki kurguyu da henüz okumamış olanlara saygımdan dolayı finalleri ile ilgili bir yorum yapmak istemiyorum. Sonuç olarak tüylerinizi diken diken edecek türde, iki benzer kurgu var karşınızda.

234 views0 comments

Recent Posts

See All