İNSAN...



Etrafımıza örülmüş kalın ipli ağların içinde elimizi kolumuzu hareket ettiremeyecek kadar sıkışmışız. Hareket kabiliyetimizi azaltan bu ağlardan kurtulmaya çalışmaksa canımızı yakmaktan başka bir işe yaramıyor… Masaldaki gibi keskin dişli minik bir farenin bizi bu ağlardan kurtarmasını mı beklemeli? Bilen var mı bu his ne zaman çeker gider içimizden?


Bana fazla melankoliksin diyenlere sesleniyorum; siz neresinden tutundunuz bu hayatın? Tutunma çabasını göstereyim derken kanayan ellerinizi neyle sardınız? Umut denen şey, sizin için ne ifade ediyor söylesenize? Ya da bırakın ben söyleyeyim; umut yavaş yavaş öldürür insanı. Umut ettiğin kadar yaşarken boşa çıkan umutların acımasızca ruhunuzda açtığı yaralarla yaşamak, beraberinde hayata olan güvensizliği de getirir. Sonrası mı hiçlik…

Şimdi şu düşünceye bürünüyor insan; gözlerimden yaş getirecek kadar mutlu olmasam da olur, üzülmeyeyim yeter. Mutlu olmakla, mutsuz olmak arasında nötr bir hissin sahibi olur sonra… Ne fazla ne eksik, koca bir nihilizm elinde… Sorsan inanç abidesi kesilenler, inancınızı destekleyecek hangi eylemi gerçekleştiriyorsunuz? İnsana insan gibi davranmak kâfi iken, kendi bencilliğinizde kayboluyorsunuz olan bu…


Nietzsche yüzyıllar öncesinden görüp dile getirmiş; “‘Biz onu öldürdük… Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!” Tanrı bile müdahale etmeyi bıraktı sanki dünya kendi cehennemini yarattı. Ceza da ödül de kendi içinde. Emile Zola’nın bir romanı var(Hayvanlaşan İnsan) yıllar önce okuduğum, kitapta şöyle tabir ediyor;”Ah, dünyanın dört bir yanından gelen, neyi ezip geçtiğini bilmeyen ve buna aldırmayan, cehennemin dibine gitmeye çok hevesli şu bitmez tükenmez insan seli!”


İki yazar da düşüncelerime tercüman, basitti hayat karmaşık hale getirilmediği sürece, her şey net olduğu sürece. Değer yoksunu bir kitle, giderek hissizleşen duygusuzlaşan, insan hayatını basite indirgeyip hiçe dönüştüren. Ben hep derim; insan bulutları görebildiği, yağmuru duyabildiği, yıldızlara bakıp gülümseyebildiği, boncuk boncuk bakan bir kedinin başını okşayabildiği, kendi acısını bir kenara bırakıp empati yapabildiği zaman, hissettiği kadar insan...

51 views0 comments

Recent Posts

See All