Nefes almaktan öte, yaşadığını hissetmek…



Gökyüzü… İzlemeyi hep sevdiğim… Yıldızlar… Bulutlar… Uçan kuşlar… Ve yağmur…

İlk kez yağmurda trene bindim bugün. Tren yolculuklarını zaten severdim, yağmurda ayrı bir güzeldi. Kaçtığım, uzaklaşmaya çalıştığım şey neydi tam olarak adını koyamıyorum ama insanın kaçmaya çalıştığı şey kafasının içindekilerse sen nereye gidersen git içinde taşıdıkların da seninle birlikte geliyor, kaçamıyorsun. Başımı cama dayayıp uzun uzun izledim yağmurda ıslanan ağaçları, toprağı, tüm yeşillikleri ve dökülen yaprakları.

Son istasyona geldiğimde, yağmur daha da şiddetli yağıyordu. Sanki lütuftu benim için ıslanmak. İçime kadar giren yağmur damlaları rahatsızlıktan öte memnuniyet veriyordu bana, ne güzel şeydi ıslanmak. Doğanın akışına bırakmış gibi hissediyordum kendimi, aslında öyleydi de… Daha fazla ıslanıp hastalığa davetiye çıkartmamak için geceyi geçireceğim odama yerleştim.


Dışarıdan hala damla sesleri geliyor, açtığım besteyle birleşince ruhum okşanıyordu sanki. Kendi kendine yetmeyi öğrenmiştim ben. Yalnız olmak, şu an yazdığım şu satırları karalamak bile çok büyük keyifti bana. Bir başınalık, kendimle yapayalnız… Arınmış gibi tüm kangrene dönen vasıflı vasıfsız, adı konmuş konmamış, ruhumu sıkıştıran her kişiden her şeyden uzak. İstediğim en nadide histi bu. Dinlediğim müziğin notalarında kendimi bulduğum, okuduğum her satırda ayrı bir keyif aldığım bambaşka bir dünya sanki benim kendime ait dünyam. İçimde kimseye açmadığım tertemiz, yalnızca benim olan. Bu da bitecek elbette geri döneceğim biliyorum. Metalaşmış şehrin girdabında kaybolmuş birçok insanla birlikte dayatılan sisteme boyun eğerek kaldığım yerden devam edeceğim, ama geri dönüş vaktini düşünüp şu anımı bunun hüznüne boğmak istemiyorum.


Güzel bir uykunun ardından güneşin ışımasıyla uyandım. Gökyüzü net… Deniz sakin… Hafif insanın saçını okşayan bir rüzgâr... Denizi izlerken ufukta dolaşıyorum gibi… Ahhh! O kuşlar… Sahil kafesinden aldığım kahvemi denize karşı yudumlarken, dalgalar göz kırpıyordu sanki bana ‘Bugün senin tadını çıkar’ der gibi. Omzuma astığım laptop çantam ve sırt çantam bile ağır gelmiyordu bana, öyle baskındı ki içimdeki o özgürlük duygusu. Sahil boyu yürüdüm, çevremdeki hiç tanımadığım insanları izledim. Hiçbir şey düşünmedim, hiçbir şey için hüzünlenmedim, etrafımda gördüğüm her detaya dikkat ettim, renk değişimi geçiren yapraklara, yerde dolaşan küçücük canlılara kadar gördüğüm ne varsa şu yeryüzünde dikkat ettim. Hele gökyüzüne bakmak deniz ve gökyüzünün maviliği birleşiyorsa bir de, içimin huzurundan yüzüme yansıyan gülümsemem…


Hayatı fark ediyorum… Detaylarda gizlenen ne varsa fark ediyorum... İşte o zaman yaşadığımı hissediyorum. Yaşamak… Yaşamak… Yaşamak… Bunu hissetmek nefes almaktan öte hissetmek…

624 views0 comments

Recent Posts

See All