NİYE TÜKETİYORSUN YAŞATMAK VARKEN CANI?

“Niye tüketiyorsun yaşatmak varken canı?” Shakespeare’in IV. sonesinde yer alan bu soru, günlük yaptığım rutin işleri bile sorgulattı bana. Her gün çiçekleri suluyor, balıklara yem veriyordum. Çiçeklerin suya ve güneşe ihtiyacı vardı, vermediğinde tükeniyordu canları. Sevgiyle bakarsan fışkırıyor, yük gibi hissedersen küsüyorlardı onlar bile… Ya bizim canımız, bizim canımızı ne tüketiyordu? Yemek, içmek gibi fizyolojik ihtiyaçlar dışında, insan olmanın, bir ruha sahip olmanın da gerekleri vardı. Beden yaşıyordu da ruhun devamlılığına yetiyor muydu? Gösterip geri çektiğimiz tüm sevinçlerini, oluyormuş gibi yapıp, kursağında kalan tüm düşlerini geri almadan yaşamaya devam eden bir ruh bedene ağır gelmeyecek miydi? Geliyordu da, tükeniyordu insan. Kandırdığını sanıyor, bir eşik atlayamıyordu ya da tam o eşiğe geldiğinde ayağı takılıp düşüyor, olduğu yerde sayıyordu… Kalmak/kalabilmek kolay mıydı? O eşikte durduğun yerde… Korkutan şey bilinmezlikti belki de… Nereye gideceğini, nerede duracağını bilmediği düşleri… "Yaşam çözülmesi gereken bir sorun değil, deneyimlenmesi gereken gerçekliktir. (Kierkegaard) " Yaşadıkça bulacağız cevabını. Çünkü bu gerçeklik özneldi ve rasyonel bir kanıtı yoktu. İnsanın canını tüketen şey kimliklere göre değişiyordu. Tinsel boşluğa düşmeden bu zamanları atlatmak, kişinin çaba ile üstesinden gelmesi ile mümkündü. Doğru ya da yanlış olmasına bakmaksızın kabul edilebilir bir cevap bulması gerekiyordu. Ruh bu cevabı almadıkça rahatlamıyor, bedeni daha da daraltıyordu… Anlamlı bir yaşam neyle mümkündü? Yaşadığımız onca tecrübe ile mi ölçülüyordu? Ve insan yaşadığı/yaşayamadığı gerileyen sevinçlerini/mutsuzluklarını acaba şu şekilde mi düşünmeliydi? ” Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hâlâ gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur. (Kafka/Aforizmalar)” Ve bu yamacı tırmanırken elimizde tuttuğumuz birçok şey kanatıyorsa avuçlarımızı, tutmaya ne gerek vardı? Ne diye tüketiyorduk?




1 view0 comments

Recent Posts

See All