Prenseslikten Külkedisine Dönen Evlilikler...

Updated: Jan 27, 2021

“Büyüyünce ne olacaksın?” Diye sordular küçük kıza. Gözleri parlayarak “Gelin olacağım.” Diye yanıt verdi. Gelin olmak onun gözünde, beyaz atlı prensini bulup prenses olmaktı. Onlara okuduğumuz masallarda prens ve prenses sonsuza dek mutlu yaşarlardı. Bu yüzden evlilik mutluluktu onlara göre. İzlediğimiz Türk filmlerinde de öyle değil midir? Esas oğlan ile esas kız evlenir ve film mutlu sonla biter. Biz onlar evlendikten sonra ne olmuştur o filmin devamında hiç öğrenememişizdir. Bize aşılanmaya çalışılan hep “evlilik mutluluktur.” fikridir. Mutlu sonlu filmleri ve masalları bir kenara bırakıp şimdiki evliliklere bakmak gerek. Bazen camdan dışarı izliyorum tüm evde yaşananları göremesem de bir hareketlilik görüyorum başka evlerin balkonunda ya da perdesi açık olan camlarında. Bir balkonda kadın çamaşır asıyor, diğer balkonda kadın masa hazırlıyor, başka bir camda kadın mutfakta yemek yapıyor. Yani gördüğüm hareketlilik hep kadın... Az biraz görebildiğim kadarı ile TV karşısında oturan babalar, oyun oynayan çocuklar da gördüm. Robota bağlanmış ruhu olmayan hayatlar gördüm. Sevgisizlik gördüm. Yitip giden hayatları gördüm. Hep şunu söylerim; televizyon karşısında sızmış bir adam ve işten gelmiş olmasına rağmen yorgun argın ortalığı toparlayıp mutfakta ağlaya ağlaya bulaşık yıkamaya çalışan bir kadın ve annesinin gözyaşlarını gören minik bir çocuk varsa o evlilik bitmiştir... Her alanda kendini ispatlamaya ve var etmeye çalışan bir kadın çırpınıyor sonrasında... “Her şeye yetişemiyorum yardım eder misin?” der kadın. “Çalışma o zaman senden çalışmanı istemiyorum.” der adam. Çalışmaz ise biliyor ki ne kendine güveni kalacak ne de sosyal bir varlık olacak. Üstelik ekonomik özgürlüğü de olmayacak ve birilerine minnet duygusu ile yaşayacak sürekli. Evde kendi yararına olmayacak bin bir türlü iş arasında boğulacak, hizmetçiden farkı kalmayacak. İş ev arası koşuşturma içinde geçen yorucu bir hayat. Sonrasında ispat durumu hem evime hem çocuğuma hem eşime hem işime yetişebiliyorum... Evet yetişebiliyor ama unuttuğu bir şey var yetişemediği 'KENDİSİ'... Kimseye bir şey ispatlamaya gerek yok aslında. Mükemmel olmaya da gerek yok. Yetişemiyorsak yardım istemek zorundayız. Gün 24 saat çok da uzun değil. Çözüm bellidir şunu hatırlatmak gerek karşı tarafa 'Hani hayat müşterekti?' O işinde son sürat ilerlerken, senin hayallerin nerede kaldı, nereye gömdün? Seni hep geri planda tutacak, ayaklarını kalın zincirlerle bağlayacaksa niye beklemeli bu hücrede? Sevgi de kalmadıysa artık tutacak neresi kalmıştır ki? Nefes alacak zamanlar yaratamıyorsa, işten çıktığında bir kahvelik vakti bulamıyorsa ve hayat böyle geçip gidiyorsa, o ilk başta hayali kurulan prenseslik çoktan Külkedisi ‘ne dönüşmüştür... Daha yazamadığım birçok tespitim var ama şimdilik bu kadarı kâfi sanırım. Şahsi kanaatim; evlilik bu olmamalı (hepsi böyle demiyorum tabi istisnalar vardır) ... Ne dersiniz?




3 views0 comments

Recent Posts

See All