TREN İSTASYONU

Updated: Jan 27, 2021

Bir tren istasyonundayım. Nereye gideceğimi tam olarak bilemesem de gitmek istediğimi biliyorum en azından. Aklımda hiçbir soru olmadan, acaba bile demeden biniyorum trene. Beklerken saatime bile bakmıyorum. Acele etmeden, ruhumu yormadan oturup gelen geçen insanlara bakıyorum sadece. Bir telaş vardı her birinde, stabil hayatlarında yaşadıkları donukluk, huzursuzluk... Çok geçmeden kalkıyor tren; yalnızdım, pencereden baktığımda sallanan eller bana değildi. Uzaklaştıkça küçülüyordu tüm insanlar ve tüm nesneler. O an şunu düşündüm; uzaklık nesneleri küçültüyordu, ya duyguları, onları da küçültüyor muydu? Hiçbir şey düşünmeyeceğim demiştim oysa. Zihnim başladı ruhumu sıkıştırmaya. Camdan dışarı izliyor, kayan her görüntü sanki şimdiye kadar olan hayatımı temsil ediyordu. Nasıl da hızlı geçiyordu tüm görüntüler, detayına inmeye fırsat bile vermeden akıyordu her şey gözümün önünde... Bazıları birbiriyle konuşuyor, bahsettikleri tek şey bir başkasının hayatı ve kendilerinin olmayan bu hayatı acımasızca eleştirmeleri. Keşke diyorum kendi hayatları için de bu kadar çaba harcasalar ya da kendi benlikleri için alanlarını genişletseler. 'Neyse' diyorum pek kulak asmadan devam ediyorum kendi içimdeki sorulara. Gözlerim dalıyor, çoğu şey silik de olsa canlanıyor hafızamda. Yüreğimin acıdığını hissediyorum. Bir sırt çantasıydı yanımda taşıdığım, meğerse içimde taşıdıklarımmış ağır gelen. Gözlerim doluyor ara ara ağlamamak için çaba gösteriyorum. Biri dokunsa o an sağanak yağmur gibi birden döküleceğim. Yok yok usulca kalkıp ineceğim kimse bir şey sormadan. Son durağa geldim ve derin bir nefes alıp atıyorum kendimi trenden dışarı. Yine birileri birilerini karşılıyor özlemle kucaklaşıyorlar. Aralarından usulca geçip gidiyorum yine. Küçük bir sahil kasabasına gelmişim meğerse. Hani herkesin emekli olunca yerleşip, küçük bir tekne ile denize açılacağı cinsten. Bakınca ucu bucağı görünmeyen masmavi bir deniz ve masmavi bir gökyüzü... Dalga seslerini dinliyor, o muhteşem deniz kokusunu çekiyorum içime. Tam da gün batımına denk gelmişim ne büyük şans. İçimden bir şarkı mırıldanarak izliyorum bu muhteşem görüntüyü. Hafif bir rüzgâr yüzümü okşarken yorulduğumu fark ediyor, sahile yakın, küçük, şirin bir ev buluyorum gece için. Ufacık balkonunda biraz oturuyor ve acıktığımı hissediyorum. Birkaç kurabiye yetiyor açlığımı bastırmaya. Uzanıyorum ve tavan yine aynı tavan... Başlıyorum 'tavan seyri' meşguliyetime. Yalnız olmanın verdiği rahatlıkla içim çıkıncaya kadar ağlıyorum. Uyuyup kalıyorum sonrasında. Sabahın ilk ışıkları gözüme ilişince uyanıyor, sırt çantamı kaptığım gibi düşüyorum yine yollara. Geri dönme vakti. Yüreğimdeki yükleri denize boşaltıp gidebilseydim keşke...

Yine tren istasyonu ve yine sallanan eller bana değil... Yine zaman akıyor ve sanki bu defa tersine akıyor. Umut ya; bir kayboluş bir bulunuşa çare olurdu belki...


8 views0 comments

Recent Posts

See All