YAŞAMA SEVİNCİ (Başkalarını sevmenin en üst derecesi)

Ahh! Pauline ahh! Bu kadar iyi olmak zorunda mısın? İçin ezilirken dahi üzerine kat kat büyük gelen neşeyi nasıl giyebiliyorsun? Ve her şeyini verip hala az olduğu hissine kapılışına ne demeli? Neydi seni bu kadar fedakâr yapan? Yüreğinde hissettiğin o katışıksız Lazere' a olan temiz sevgin mi? Sevdiği mutlu olacak diye onu elleriyle başkasına verebilecek kadar kocaman bir yüreği taşımak zor olmalı. Çoğu sayfada bu fedakâr kıza aslında epey kızdım. Her şeyin farkında olup, kendine yapılan bu kadar haksızlığa sessiz kalacak kadar hiçe sayıyordu kendini. Çabaladığı tek şey, çevresindeki herkesin mutlu olmasıydı. Mümkün müydü insanın çevresindeki herkesi mutlu edebilmesi? Bunu yaparken çevresindeki herkesin yüreğinde ona karşı bir ağırlık oluşmasına neden oluyor, vefanın getirdiği, vefasızlık duygusu en acımasız hali ile peydah oluyordu. Ölüm, çevresinde en kıvrak dansını sergilerken, Pauline içindeki yaşama sevinciyle ona kafa tutuyordu. Kendinden çok sevdiği Lazare, daldan dala atlamalarıyla, ne istediğini bilmez tavırlarıyla, ölümün bir gün onu hiç edeceğini düşünüp kendini ve çevresini soktuğu buhran dolu tutumlarıyla beni bile çileden çıkarmıştı. Benim gözümde Pauline, Pollyanna'ya bile taş çıkartır iyi yürekli oluşuyla. Koskoca servetini verip, yetmedi yüreğini verip hala tatmin olamayışını okurken iyilikten, fedakârlıktan zihnimin uyuştuğunu fark ettim. Ve Pauline'i en iyi yansıtan iki alıntım; “Yeni başlayan her gün onu coşturuyordu, her günü bir önceki gün gibi, fazladan bir şey beklemeden, ertesi günün sorunsuz olmasını umut ederek yaşıyordu.” “Başkalarını sevmenin en üst derecesiydi bu özveri: Kendini silmek elindeki her şeyi verip yine de az bulmak, hazırladığımız ama paylaşmadığımız bir mutluluğa sevinecek kadar sevmek...”


25 views0 comments

Recent Posts

See All